Günümüzün karmaşık, bulut tabanlı ve mikro hizmet mimarisine dayalı sistemlerinde bir sorun çıktığında, sadece “sistemin ayakta olup olmadığını” bilmek artık yeterli değil. Bir hata oluştuğunda “Neden oldu?”, “Nerede başladı?” ve “Kimleri etkiledi?” sorularına hızla yanıt vermemiz gerekiyor. İşte bu noktada modern yazılım dünyasının en kritik kavramlarından biri olan Gözlemlenebilirlik (Observability) devreye giriyor. Gözlemlenebilirlik, sistemin dış çıktılarına bakarak iç durumunu ne kadar iyi anlayabildiğinizin bir ölçüsüdür. Bu yapıyı ayakta tutan ise “Üç Temel Direk” olarak adlandırılan; Günlükler (Logs), Metrikler (Metrics) ve İzlemelerdir (Traces).
Gelin, bu üç kavramın ne ifade ettiğine ve birlikte nasıl çalıştıklarına yakından bakalım.
Günlükler, sisteminizde gerçekleşen belirli olayların zaman damgalı, metin tabanlı kayıtlarıdır. En temel gözlemlenebilirlik verisidir. Bir kullanıcı giriş yaptığında, bir veritabanı hatası oluştuğunda veya bir ödeme onaylandığında bir “log” satırı oluşur.
Güçlü Yönü: Detay sunar. Bir hata anında “tam olarak ne olduğunu” anlamak için günlük kayıtlarına bakarsınız.
Zayıf Yönü: Çok fazla veri üretirler. Milyonlarca satır arasında arama yapmak zordur ve depolama maliyetleri yüksek olabilir.
Türleri: Yapılandırılmamış (düz metin) veya yapılandırılmış (JSON gibi makineler tarafından kolayca okunabilen) formatlarda olabilirler.
Metrikler, belirli bir zaman dilimi boyunca toplanan sayısal verilerdir. “Sistem ne kadar meşgul?”, “Hafıza kullanımı ne durumda?”, “Saniyede kaç istek alıyoruz?” gibi soruların cevabı metriklerdedir.
Güçlü Yönü: Tahmin edilebilirdir ve az yer kaplarlar. Panolar (dashboard) ve alarmlar kurmak için mükemmeldirler. Trendleri görmenizi sağlarlar.
Zayıf Yönü: “Neden” sorusuna cevap veremezler. Örneğin, işlemci kullanımının %99’a çıktığını metrikle görürsünüz ama hangi işlemin buna neden olduğunu anlamak için başka verilere ihtiyacınız vardır.
Örnekler: CPU kullanımı, hata oranları, istek gecikme süreleri (latency).
Mikro hizmet mimarilerinde bir kullanıcı isteği, sonuçlanana kadar onlarca farklı servisten geçebilir. İzleme (Tracing), bu isteğin tüm yolculuğunu uçtan uca takip etmenizi sağlar. Her bir durak “span” olarak adlandırılır ve tüm bu durakların birleşimi bir “trace” oluşturur.
Güçlü Yönü: Dağıtık sistemlerdeki darboğazları (bottleneck) tespit etmek için benzersizdir. Bir isteğin neden yavaşladığını servisler bazında gösterir.
Zayıf Yönü: Kurulumu ve yönetimi, özellikle eski (legacy) sistemlerde karmaşık olabilir.
Bu üç veri türü birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Bir sorun anında genellikle şu akış izlenir:
Metrik: Bir alarm çalar. “Hata oranı %5’in üzerine çıktı!” (Sorun olduğunu anlarız).
İzleme: Hangi serviste veya veritabanı sorgusunda takıldığımızı buluruz. “Sorun, ödeme servisinden dönen yavaş bir yanıttan kaynaklanıyor.” (Sorunun yerini buluruz).
Günlük: O spesifik izleme kimliğine (Trace ID) ait logları filtreleriz. “Hata: Kredi kartı API’si zaman aşımına uğradı.” (Sorunun nedenini anlarız).
Logs, metrics ve traces… Sadece bu verilere sahip olmak sizi “gözlemlenebilir” kılmaz. Önemli olan, bu verileri anlamlı bir şekilde birbirine bağlayabilmektir. Modern platformlar, bu üç direği tek bir çatı altında birleştirerek ekiplerin karmaşık veriler arasında boğulmadan, sorunun kök nedenine saniyeler içinde ulaşmasını sağlar. Unutmayın; gözlemlenebilirlik sadece sistemler bozulduğunda kullanılan bir tamir çantası değil, sisteminizi daha performanslı ve güvenilir kılmak için kullanılan bir pusuladır.