IT yöneticileri için altyapılarını, veritabanlarını ve kritik uygulamalarını dışarıdan bir ekibin “gözüne” emanet etmesi, evinizin anahtarını bir başkasına teslim etmeye benzer. İlk tepkinizin tereddüt olması sadece doğal değil, aynı zamanda görevinizin bir parçasıdır. Yönetilen İzleme Hizmeti (Managed Monitoring Service) sunan bir ekip olarak, masaya oturduğumuz her kurumun aklından geçen sessiz soruları çok iyi biliyoruz. Bu yazıda süslü cümleleri bir kenara bırakıp, “Güvenlik, Kontrol ve Maliyet” üçgenindeki en büyük çekincelerinizi ve bunların gerçek dünyadaki çözümlerini şeffaflıkla ele alıyoruz.
Kurumların karşılaştığımız en haklı endişesi budur. Bir dış kaynağın sistemlerinize erişmesi korkutucudur. Ancak modern izleme mimarisi, “her şeyi gören göz” mantığıyla değil, “En Az Ayrıcalık” (Least Privilege) prensibiyle çalışır.
Her kurumun IT altyapısı parmak izi gibidir. Sizin için “kritik” olan bir servis, başka bir firma için önemsiz olabilir. “Dışarıdan gelen ekip, benim işimin bağlamını (context) bilmediği için beni sürekli gereksiz alarmlarla meşgul mü edecek?” diye soruyorsunuz.
Bu soru genellikle maliyet/fayda analizi yapılırken sorulur. “Bu bütçeyle ekibime bir kişi daha alamaz mıyım?”
Kurumlar ilk bakışta yönetilen hizmetler ek bir gider kalemi olarak görse de, asıl tasarruf ve kazanç, “Toplam Sahip Olma Maliyeti (TCO)” ve “Kesinti Önleme” kalemlerinde gizlidir.
Hizmeti dışardan aldığınızda, sistemlerinizin kara kutuya dönüşeceğinden endişe edebilirsiniz.
Yönetilen İzleme Hizmeti, sadece sunucuların açık olup olmadığına bakmak değildir. Bu hizmet; IT yöneticilerinin haftasonu telefonlarına korkarak bakmamasını, yazılım ekiplerinin “sorun networkte mi bizde mi?” kavgasına girmemesini ve kurumun dijital itibarının korunmasını sağlar.
Sizin “korkularınızı” anlıyoruz çünkü biz de teknoloji insanıyız. Gelin, sisteminizin check-up’ını birlikte yapalım ve endişelerinizi güvene dönüştürelim.